28 Ağustos 2026, 06:21:41
Dolar 48,2426
Euro 56,2220
Altın 7.104,05
BİST 14.575,51
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 25°C
Hafif Yağmurlu
İstanbul
25°C
Hafif Yağmurlu
Cts 26°C
Paz 29°C
Pts 28°C
Sal 29°C

Arınç’tan Süleymancı’lar operasyonuna tepki

Arınç’tan Süleymancı’lar operasyonuna tepki
27 Ağustos 2026 14:20

Eski TBMM Başkanı Bülent Arınç, kamuoyunda “Süleymancılar” olarak bilinen yapıyla bağlantılı kişilere yönelik yürütülen soruşturmalar hakkında kapsamlı açıklamalarda bulundu. Adalet ve İçişleri bakanlarının operasyonların bir cemaat veya tarikata değil, haklarında suç isnadı bulunan kişilere yönelik olduğu yönündeki açıklamalarına güvendiğini belirten Arınç, buna rağmen soruşturmanın yürütülme biçiminde ciddi sorunlar gördüğünü söyledi. Özellikle soruşturmanın gizliliği ve masumiyet karinesinin korunması gerektiğinin altını çizen Arınç, bazı bilgi ve görüntülerin kamuoyuna yansıması üzerinden sert eleştiriler yöneltti. Arınç ayrıca kendisine, “Bu cemaat AK Parti’yi destekleseydi böyle bir operasyon olur muydu?” şeklinde bir soru yöneltildiğini açıklayarak tartışmanın siyasi boyutuna dikkat çekti. Devletin herhangi bir dini yapı veya topluluğa siyasi tercihlerine göre yaklaşamayacağını vurgulayan Arınç, Adalet ve İçişleri bakanlarına da sürecin hukuk sınırları içerisinde yürütülmesi çağrısında bulundu.

BAKANLARIN AÇIKLAMALARINA GÜVENDİĞİNİ SÖYLEDİ

Arınç açıklamasına, Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı tarafından soruşturmanın niteliğine ilişkin yapılan değerlendirmeleri hatırlatarak başladı. Bakanların soruşturmanın doğrudan Süleymancılar olarak bilinen yapıya karşı yürütülmediğini, kişilere isnat edilen suçlarla ilgili bir adli süreç olduğunu söylediğini belirtti. Bu açıklamaların samimi olduğuna inandığını ifade eden Arınç, devletin herhangi bir cemaat veya tarikata topluca suç isnat etmesinin doğru olmayacağı mesajını verdi. Ancak bakanların açıklamalarına duyduğu güvenin, soruşturmanın yürütülme biçimine ilişkin eleştirilerini ortadan kaldırmadığını da açıkça ortaya koydu. Arınç’ın açıklamasının merkezinde, soruşturmaların kişiler üzerinden ve somut deliller temelinde yürütülmesi gerektiği görüşü yer aldı.

“CMK KURALLARINA AYKIRILIKLAR VAR” ELEŞTİRİSİ

Arınç’ın en sert eleştirilerinden biri Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerinin uygulanmasına ilişkin oldu. Devam eden soruşturma aşamasında bazı CMK kurallarına açık şekilde aykırı hareket edildiğini savunan Arınç, bunun kişilerin hakları açısından ciddi sonuçlar doğurabileceğini belirtti. Bir kişi hakkında dava açılmadan ve mahkeme tarafından suçlu bulunmadan önce suçluymuş gibi bir algı oluşturulmaması gerektiğine dikkat çekti. Soruşturma evresinin gizli yürütülmesinin hukuk sisteminin temel güvencelerinden biri olduğunu hatırlattı. Arınç’a göre bu ilkenin zedelenmesi, hem soruşturmanın güvenilirliğine hem de kişilerin toplumdaki itibarına zarar verebilir.

MASUMİYET KARİNESİ VURGUSU YAPTI

Arınç, açıklamasında masumiyet karinesini özellikle ön plana çıkardı. Haklarında kesinleşmiş yargı kararı bulunmayan kişilerin kamuoyu önünde suçlu ilan edilmesinin kabul edilemez olduğunu savundu. Soruşturma dosyalarındaki bilgi ve iddiaların erken aşamada kamuoyuna taşınmasının kişiler açısından geri dönüşü zor sonuçlara yol açabileceğini belirtti. Arınç, mevcut süreçte masumiyet karinesinin ciddi biçimde zarar gördüğü izlenimi oluştuğunu dile getirdi. Yargılama sonucunda suç sabit görülürse gerekli kararın verilmesi gerektiğini ancak bu noktaya ulaşılmadan hüküm kurulamayacağını vurguladı.

“SOSYAL MEDYADA İNFAZ EDİLİYORLAR”

Soruşturma kapsamında bazı kişilere ilişkin iddiaların sosyal medya ve basında ele alınış biçimini de eleştiren Arınç, kamuoyu yargılaması yapıldığı görüşünü dile getirdi. Soruşturmanın bütün ayrıntılarını bilmeyen kişilerin sosyal medya üzerinden kesin hükümler vermesinin adil olmadığını söyledi. Bazı mal varlığı bilgileri ve görüntülerin bağlamından koparılarak sunulduğunu ileri sürdü. Basın özgürlüğü ve toplumun haber alma hakkının korunması gerektiğini kabul eden Arınç, bunun adil soruşturma ve yargılanma hakkını ortadan kaldırmayacağını belirtti. Hukukun temel ölçüsünün kamuoyundaki kanaat değil, somut deliller ve yargı süreci olması gerektiğini ifade etti.

“ÖNCE SUÇLAMA, SONRA DELİL ARAMAK YANLIŞ”

Arınç, soruşturma yöntemine ilişkin önemli bir hukuk uyarısında da bulundu. Doğru yöntemin somut delillerden hareket ederek şüpheli kişilere ulaşmak olduğunu belirten Arınç, önce bir kişi hakkında suçlama oluşturup ardından bu suçlamayı destekleyecek delil aramanın yanlış olduğunu savundu. Böyle bir yaklaşımın adil soruşturma ilkesiyle bağdaşmayacağını ifade etti. Geçmişte farklı soruşturmalarda da benzer yöntem tartışmalarının yaşanmış olabileceğini dile getirdi. Arınç, mevcut dosyada aynı hataların tekrarlanmaması gerektiği mesajını verdi.

“CEMAAT VE TARİKATLAR KAPATILSIN” TARTIŞMASINA KARŞI ÇIKTI

Operasyonların ardından bazı çevrelerde dile getirilen cemaat ve tarikatların tamamen kapatılması yönündeki çağrılara da karşı çıkan Arınç, bu yapıların yalnızca hukuki değil aynı zamanda sosyolojik bir gerçeklik olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Türkiye’de dini cemaat ve tarikatların uzun yıllardır farklı biçimlerde var olduklarını ifade etti. Bir yapı içerisindeki kişilere yönelik suç iddialarının bütün mensuplara mal edilmesinin doğru olmayacağını savundu. Suç işlediği belirlenen kişilerin elbette hukuk önünde hesap vermesi gerektiğini vurgulayan Arınç, toplu suçlama anlayışına karşı çıktı. Arınç’ın değerlendirmesinde bireysel ceza sorumluluğu ilkesi öne çıktı.

MUAMMER AKSOY VE KEMAL KAÇAR ÖRNEĞİNİ HATIRLATTI

Arınç, Süleymancılar olarak bilinen yapının geçmişine ilişkin dikkat çekici bir örnek de verdi. Atatürkçü Düşünce Derneği’nin kurucu genel başkanlarından Prof. Dr. Muammer Aksoy’un, 12 Eylül döneminde yargılanan Kemal Kaçar’ın avukatlığını üstlendiğini hatırlattı. Aksoy’un yapıyı yakından tanıdığını ve faaliyetlerini değerlendirdiğini belirten Arınç, bu tarihsel ilişkinin bugünkü tartışmalarda da göz önünde bulundurulması gerektiğini söyledi. Bu örnek üzerinden bir dini yapının tamamının suçlamalarla özdeşleştirilmesine karşı çıktı. Arınç, kişilerin somut eylemlerinin ayrı, bir topluluğun bütünü hakkında hüküm vermenin ise ayrı meseleler olduğunu savundu.

DENİZOLGUN’UN MEZARININ AÇILMASI TARTIŞMASINA DA DEĞİNDİ

Soruşturmanın eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun’un ölümüne ilişkin fethikabir işlemine kadar uzanmasını da değerlendiren Arınç, bu süreç sonrasında kamuoyunda çok sayıda iddianın ortaya atıldığını söyledi. Adli tıp ve hukuk konusunda yeterli uzmanlığı olmayan kişilerin kamuoyunda sonuç açıklamaya başladığını savundu. Özellikle kesinleşmemiş değerlendirmelerin yeni suçlama ve zanlar doğurabileceğine dikkat çekti. Bir soruşturmanın medyadaki yorumlarla değil uzman incelemeleri ve adli makamların tespitleriyle ilerlemesi gerektiğini belirtti. Arınç, aksi durumda suçsuz kişilerin de kalıcı biçimde damgalanabileceği uyarısında bulundu.

AK PARTİ İLE SÜLEYMANCILAR ARASINDAKİ GEÇMİŞE DEĞİNDİ

Bülent Arınç açıklamasında, AK Parti ile Süleymancılar olarak bilinen yapı arasındaki ilişkilerin geçmişine ilişkin değerlendirmelerde de bulundu. İki kardeşin farklı siyasi tercihlerinin zaman içerisinde taraflar arasındaki mesafenin açılmasında etkili olduğunu öne sürdü. Kardeşlerden birinin AK Parti’ye katılarak milletvekili olduğunu, diğerinin ise bu tercihe karşı çıktığını hatırlattı. Daha sonraki dönemde yaşanan anlaşmazlıkların kuzenler arasında mal ve mülkiyet tartışmalarına kadar uzandığını ifade etti. Arınç, devletin ve siyasi aktörlerin bu tür iç anlaşmazlıklarda taraf olmaması gerektiğini özellikle vurguladı.

“SUÇ VARSA YARGI GEREĞİNİ YAPSIN”

Arınç’ın açıklamasında dikkat çeken noktalardan biri de soruşturmanın tamamen durdurulması yönünde bir talepte bulunmaması oldu. Hukuka aykırı bir eylem veya suç varsa savcılıkların ve mahkemelerin gereğini yapması gerektiğini açıkça söyledi. Ancak bunun hukuki usullere bağlı kalınarak gerçekleştirilmesi gerektiğini belirtti. Dosyada adı geçen kişiler arasında yakından tanıdığı ve haklarında olumlu kanaate sahip olduğu isimlerin bulunduğunu da ifade etti. Bu kişilerin isimlerinin dahi soruşturma iddialarıyla birlikte anılmasının onlar açısından zarar doğurabileceğini savundu.

SAVCI, HÂKİM VE KOLLUK KUVVETLERİNE ÇAĞRI

Eski TBMM Başkanı, soruşturmada görev alan savcı, hâkim ve kolluk kuvvetlerine doğrudan seslendi. Soruşturmanın gizliliği konusunda azami hassasiyet gösterilmesini istedi. Adli işlemlerin kamuoyu baskısından ve siyasi tartışmalardan bağımsız şekilde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Sürecin sonunda hukukun ortaya çıkaracağı sonuca herkesin saygı duyması gerektiğini ifade etti. Arınç, hukukun eksiksiz uygulanması halinde çıkacak kararın kamuoyu tarafından da daha güçlü biçimde kabul edileceğini belirtti.

EN DİKKAT ÇEKEN SORU: “AK PARTİ’Yİ DESTEKLESELERDİ OPERASYON OLUR MUYDU?”

Arınç’ın açıklamasının siyasi açıdan en dikkat çeken bölümü ise kendisine yöneltildiğini söylediği bir soru oldu. Arınç, çevresinden kendisine “Bu cemaat AK Parti’yi destekleseydi başlarına böyle bir iş gelir miydi, böyle bir operasyon olur muydu?” sorusunun yöneltildiğini açıkladı. Bu soruyu kamuoyuyla paylaşırken devletin dini topluluklara veya herhangi bir gruba siyasi tercihlerine göre yaklaşmaması gerektiğini vurguladı. Bir yapının iktidarı destekleyip desteklememesinin soruşturma konusu olup olmamasında hiçbir şekilde ölçüt haline gelemeyeceği mesajını verdi. Arınç’ın bu sözleri, açıklamasının siyasi tartışma yaratabilecek en önemli bölümlerinden biri oldu.

ADALET VE İÇİŞLERİ BAKANLARINA “HASSASİYET” ÇAĞRISI

Arınç, söz konusu tartışmanın ardından doğrudan Adalet ve İçişleri bakanlarına seslendi. Bakanların soruşturmanın bir cemaati hedef almadığı yönündeki sözlerini hatırlatarak bu yaklaşımın uygulamada da eksiksiz biçimde korunmasını istedi. Soruşturmanın siyasi tercihlerden, aidiyetlerden ve geçmiş ilişkilerden bağımsız yürütülmesi gerektiğini belirtti. Devletin görevinin suç isnadı bulunan kişileri deliller doğrultusunda soruşturmak olduğunu vurguladı. Arınç, iki bakandan bu konuda özel bir hassasiyet beklediğini ifade etti.

“BEN HİÇBİR ZAMAN CEMAAT MENSUBU OLMADIM”

Bülent Arınç, Süleymancılar olarak bilinen yapıyla geçmişten gelen ilişkisini de ayrıntılarıyla anlattı. Kendisinin hiçbir dönemde bu yapının mensubu olmadığını özellikle vurguladı. Kemal Kaçar’ı hukuk fakültesinde öğrenci olduğu yıllardan itibaren tanıdığını belirten Arınç, Süleyman Hilmi Tunahan döneminden beri yapının faaliyetlerine ilişkin bilgi sahibi olduğunu söyledi. Farklı şehirlerde cemaat mensuplarıyla dostluklarının bulunduğunu ifade ederek geçmişte bu kişileri Kur’an eğitimiyle ilgilenen insanlar olarak tanıdığını anlattı. Bu kişisel ilişkilerinin soruşturmadaki hukuki değerlendirmeden ayrı tutulması gerektiği mesajını da verdi.

DENİZOLGUN İLE AK PARTİ İÇİN GÖRÜŞTÜĞÜNÜ AÇIKLADI

Arınç, eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun’la geçmişte yaptığı görüşmeler hakkında da ilk kez dikkat çeken ayrıntılar paylaştı. Denizolgun ile milletvekilliği döneminden ve Alanya’dan gelen bir tanışıklıkları bulunduğunu belirtti. 2011 seçimleri sırasında dönemin AK Parti Genel Başkanı’nın bilgisi dahilinde Denizolgun ile üç veya dört özel görüşme yaptığını söyledi. Bu görüşmelerde Denizolgun’dan AK Parti’ye siyasi destek sağlamaya çalıştığını ancak bunda başarılı olamadığını ifade etti. Arınç, o dönemde yapılan görüşmelerin diğer ayrıntılarını ilerleyen dönemde katılacağı bir canlı yayında anlatabileceğini de açıkladı.

ARINÇ’TAN İKİ YÖNLÜ MESAJ: “SUÇ VARSA CEZASI VERİLSİN, AMA HUKUK ÇİĞNENMESİN”

Arınç’ın uzun açıklamasında iki temel mesaj öne çıktı. Bir yandan suç işlendiğine dair delil bulunması halinde yargının hiçbir ayrım yapmadan görevini yerine getirmesi gerektiğini savunurken, diğer yandan soruşturma aşamasındaki kişilerin peşinen suçlu ilan edilmesine karşı çıktı. Sürecin dini aidiyet, cemaat bağlantısı veya siyasi tercih üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini vurguladı. Soruşturmanın gizliliğine, masumiyet karinesine ve adil yargılanma hakkına bağlı kalınmasını istedi. Arınç’ın “AK Parti’yi destekleselerdi bu operasyon olur muydu?” sorusunu gündeme taşıması ise Süleymancılar soruşturmasına ilişkin tartışmayı hukuk boyutunun yanı sıra siyasi zemine de taşıdı.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.